September 2011
2 posts
Böyle de bir yer var hoşunuza giderse. →
1 tag
Kendim dahil kimsenin beni sevmeyecek olması beni...
August 2011
6 posts
1 tag
7:00 A.M.
Saat 7:00. Uyandım ve ben yine ölüyorum. Sebebi nedir, nedendir bilemiyorum. Dibi olmayan kuyuda düşmek gibi hissiyatı nefsim.
Saat 7:00 ve ben yeni uyandım. Belki de ergenliğimin doruk noktasındayım, belki de sebebi gecenin o yoğunluğuna olan yoksunluğum, belki de sadece açım, susadım ve de alışamadım ışığa, getirdiklerine. Ben hiç yeni bir gün olsun istemedim. Nasıl isteyebilirim, var...
1 tag
Dostum, tostum olur musun?
Kendi halinde bir balıkçı kayığına yaslanıp soluklandı. Kayıp gibi kendi halinde bir adamdı. Karşısındaki ışık gittikçe uzaklaşıyordu. Peşinde koşturmaktan ne olduğunu düşünmeye vakti olmamıştı. Bir deniz fenerine ait olması aklına ilk gelen idi ama öyle değil idi işte. Deniz fenerleri sabit dururdu.
Işık, gözden kaybolmak üzere ufuk çizgisine doğru gidiyordu. Duraksamak yersiz,...
1 tag
Ne de hoş olurdu yapsaydın.
Varlığı şüpheli ruhumu sevmiyorum. Kendimi sevmiyorum. Yabancıları sevmem ben. Bu yüzden belki de sonsuz sıkılmalarım. Aslında varlığımdan sıkılmışım ben. Anlamsız geldiğinden belki de her şey, amaçsız kalmışım.
Amacı olmayan birisi varlığını nasıl açıklar? Varlığını açıklamaktan aciz, kendisine yabancı bir ruh nasıl da sürüklenir! Öyleki yaşama aç kalır. Etkilenir tutkuyla yanan her...
1 tag
Bilemedim ki böyle sorunca.
Kendinden geçercesine yaşayan insanlar var. Yaşamın özü olmuş, ona dokunmuş insanlar. her nefeslerini tutkuyla alan insanların hayatı benim yaşamak istediğim. Ben boş oturup sıkılmaktansa yaşamak isterim.
Yaşamayı bilmem ben. Hayatın güzelliklerini görmeden harcıyorum ömrümü, en güzel anlarımı. Güzel bir kızı koklamak gönlümce, hissetmek, hissedebilmek isterim. Kanım seyrelene kadar...
1 tag
Schön!
Hayatın anlamını düşündüğünde kalbi sıkışan insanlar var mesela. İçlerinden bir şeyler eksiliyormuş gib hisseder bu insanlar. Kocaman bir şey vardır, bir canavar gibi ruhunu yer bitirir bu insanların kendisine yer edinmek için. Zehirli bir tohumu vardır bir de bu şeyin. Akla bir kere düşmesi yeter büyümesine. İnsanları öyle bir sokar ki ağlayamazlar bile. İçlerinde bir şey kalmamıştır...
1 tag
July 2011
3 posts
I’m a sad, lonely guy. Nobody likes me. Even my existance is annoying. My...
– Demiş birisi işte karıştırma orayı.
1 tag
Clouds are so pretty. Why are they below us?
Hissedememek nasıldır bilir misiniz? Sevememek, kendini bile sevememek nasıldır ya da. Kimseye önem verememek, umursayamamak nasıldır peki? İnsani davranışların saçma gelmesini açıklayabilir misiniz? Önemsiz olmak neden acıtır?
Anlamsızlık acı verir, niye? Hep bir boşlukta olmak hakkındaki fikirleriniz neler?
İnsan neden kendisinden kaçamaz mesela? Sıkılmak, kişinin kendisinden...
Do We Sail? HUH?! Then We Sail 'Till The End
Hikayeler, insanlar, hayatlar, her biri kar tanesi gibi ilginç değil mi? Yine de hiçbiri kardan öte değil. Özleri aynı ama tözleri ne alemde bilemem.
Hepsi kendi Venn şemasında aynı. Hepsi sıradan bir E düzlemi.
İnsanlar, hayatlar yaşarlar, hikayeler yazarlar. Sonuç ise sinapslar kadar ilginç olur. Her yaşadığı yazdığı, her yazdığı okuduğu, her okuduğu ise yaşadığı olur....
June 2011
2 posts
Hellö
Dişi bireyler genellikle ayrıldıktan sonra, triplere giriyorlar ya “Acaba söylediklerinin, yaptıklarının hangisinde samimiydi? Daha önce kaç kişiye söyledi bana da dediklerini?” tadında. Hah işte ona kafam çok takılıyor. Ne yani her sevgilide karakter mi değiştirelim? Yeni bir insan mı olalım nedir? İnsanın sevdikleri, davranışları, düşünceleri, hatıralar o kadar hızlı değişmez...
May 2011
2 posts
Zelzeleye gerek yok; Zel benim en yakın arkadaşım.
Kendimi kandırmaktan aciz yürüyorum bir yolda. Karşıma gavurun trickster diye bildiği kişi çıkıyor. Devamlı karşılaştım kendisiyle yol boyunca, ve karşılaşacağım da hatırladığım kadarıyla. Mamafih, her karşılaşmamız daha bir yeni, daha bir heyecanlı. Hepsinde bir daha tanışıyoruz. Öyle biri ki bu ne adı belli ne de cinsi. Yaptıklarıyla bilinen ve de yapacaklarıyla var olmuş birisi. Tanrısal...
Gercek su ki; hayalimizdeki insanlarin,...
kafalardacicekleracmis:
Şu vakitte hissettiklerimin Kelimelere dökülmüş hali..
Diyecek bir şey bulamadım ben üstüne. O kadar doğru ki…
April 2011
4 posts
Another decade, another self being, thought abuse...
İmaj değil, özkütle her şeydir asıl.
Denizin dibindeki domatesten ne farkımız var ki? Kendi halimizde sürünüyoruz bir nevi. Tıpkı onlar gibi biz de akşam geldiği vakit yapayalnızız.
Birkaç gezgin dışında kendimle çelişmemeye çalışıyorum fakat namümkün, ne mümkün? Böylesi bir sistem içerisinde özellikle. Gerçi bir başkası hakkında bir başka fikrim de yok ya “Ney nasıl olur?” deyü. Yine de merak ediyor insan...
Elim ağrıyor gereksiz kafamla birlikte.
Kendini sevebilmeli belki de yaşamak için. Öyle olsa gerek. Sevmezse insan kendini, sevemezse eğer hayatı ne hal olur düşünsenize? Düşünmeyin ya da. Fazla düşünme dinden çıkarsın demişler ne de olsa. Bazen de gerek kalmaz düşünmene kendini o hal ve durumun içinde buluverirsin kendini. Yaşın çok olmayabilir. Benimki 17 mesela. Öyledir ki 80 yıl yaşamak için az gelir sana. Yetmez insanların çok uzun...
1 tag
Kremalı Kahve Hissiyatı
Tüm hayaller olası evrenlerdir. Kurmacadır belki ama bambaşka bir yerde gerçek olmadığını kim bilebilir?
Sevdiğimi düşündüğüm bir cins-i latifi ve onun da içinde bulunduğu hayallerin her biri olasılık dahilinde. Kararsızlığı güzel kılabilecek düşünceye giden yolda bir kilometre taşı bu. Yaşanması istenen tüm o güzel anılar belki yaşanmıştır, belki yaşanacaktır, belki de yaşanıyordur....
March 2011
1 post
Olmayana ergi gibi olamayana özlem.
Rüyalardan rüya beğendiğim bir geceye tekabül ediyor seni düşlediğim an. 7 seniyeyi pek geçmemiş olabilir ama bunun bana 7 yıl gibi gelmiş olmasını değiştirmez. İnsan yetinmeyi bilmeli ne de olsa. Kısa olsa da kalan süreyi en iyi şekilde değerlendirmeli. Varsın 2 ay kalmış olsun. 6 yılı 16 yıla yaymış birisi en güzel geçecek yılları 2 aya sığdıramaz mı? Denemek lazım gelir.
Gitmeden...
February 2011
3 posts
Şili'de Av
Güzel bir oyundu. Şu an İzmir Devlet Tiyatrosu’nda oynanıyor. Gidilip görülesi. Konusu ise Şili’de seçimle başa gelen sosyalist Salvador Allende’nin askeri darbe ile (in usa we trust) devrilmesi falan fişmekan ne anlatıyorum lan gidip görün işte.
Sevemedim bir türlü kendimi. Isınamadım. Olmadı....
Çıkışı gösterin!
Günışığının ulaşamadığı belki de ulaşmaktan çelindiği bir yerdeyim. Gündüzler karanlık. Geceleri ise kutsayan tek şey: Ay. Işığyla her yeri yıkayan ay.
Bir yol olduğunu ne görüyorum ne de düşünüyorum. Burada herkes kendi yolunu ya kendi açıyor ya da sadece duruyor. İkisinin de sonucu aynı. İkisi de bir yere varmıyor.
Güvenebileceğin tek kişi kendinken insanın şüphelerden şüphelere...
January 2011
1 post
Yazar burada (((0) mı demek istemiş?
Bu tumblogun(kimisine göre tulumba) amacı kendimi ifade etmek, içimdekileri dökmek, düşüncelerimi paylaşmaktı. Ama bunlar için önce kendimi bilmeli, düşüncelerimi netleştirmeliyim. Bu yolun çok ama çok okumaktan geçtiğini artık tamamıyle iliklerimde hissedebiliyorum. Önce tanımlamalarımı yapmalı, düşüncelerimi bunların etrafında inşa etmeliyim. Bunlar sayesinde kendimi tanımanın ve...
December 2010
2 posts
Düsününce Geceleri Düsünce Geceleri
Düşünceler daha iyi duyurur seslerini gecenin sessizliğinde. Güneşin çığlıkları susmuştur. Herkes evine çekilmiştir, sığınmıştır bir yere. Sokaklar ve meydanlar yankılanıyordur ma bir çıtırtı bile duymak mümkün olmaz sessizliğin gürültüsünde.
Geceye baktığında, sokaklarda, duyabilirsin öteden yankılanan düşünceleri. Zihin adeta kusar gün boyunca boğazından geçirilenleri. Duyduğun yankı...
Bölüm -5-
Çayından koca bir yudum alıp vestiyere yöneldi. Ceketini üzerine aldı ve cebini yokladı. Evet, anahtarlar oradaydı. Hızlı merdivenlerden indi. Daha doğrusu kaydı.
Kapının önünde tatlı bir mavisi olan Vespa’sı duruyordu. Çalıştırdı ve sokağı inmeye başladı tıpkı arkadaşı gibi. Ama o giyinikti ve daha hızlıydı. Sahile gelmek üzereyken arkadaşıını görmüştü. İşte tam oradaydı. Yanında...
November 2010
5 posts
Bölüm -4-
İşte tam karşısında uzanıyordu sahil. Durgun bir deni ve bir kaç insan… Meltemi tüm vücudunda hissetti. Derin bir nefes aldı koşusuna devam etmek için. Aslında çok bile beklemişti. Tam koşmaya başlayacakken bir ses duydu: “Hey! Beklesene!”.
Arkasına döndü ve baktı. Tam karşısında kendisi gibi çırılçıplak koşan birisi vardı. Güzel, alımlı bir kızdı. Ya da üzerine düşen...
Bölüm -3-
Sabahın erken saatleriydi. Güneş yeni doğmuştu. Burnuna gelen kahve kokusu ise eşsizdi. Güneş, kahve dükkanının içine girmiş ve değdiği yeri ısıtıyordu. Bu durumda ısınan kendi yüzüydü.
Kahvesini sipariş ettikten sonra dükkanın sahibi olan yaşlı adama tıpkı suratını ısıran güneş kadar sıcacık gülümsedi. Hayatı boyunca hep bu kadar içten olmuştu, mutluluk saçmıştı adeta etrafa.
...
Bölüm -2-
Uzaktan kaynayan suyun sesi duyuluyordu. Bardağının da yeni boşaldığını göz önünde bulundurunca gayet iyi bir zamanlamaydı. Mutluluk verici. İnsanlar hep onun bu gibi küçük şeylerden mutlu olmasını anlamsız bulmuştu. Ayrıca yeni bir bardak yeşil çay kadar şu hayattan zevk aldığı başka bir şey yoktu herhalde. Bardağını doldurup pencerenin önünde, bomboş sokağı izlemeye devam etti kaldığı...
Bölüm -1-
Havanın çıplak bedenini yaladığını hissediyordu. Tıpkı bastığı zemin gibi ıslak ve soğuktu. Nereye, nasıl gideceği hakkında bir fikri yoktu ve işin en güzel, en zevkli kısmı da buydu: Sikine takmamak. Çırılçıplaktı, üşüyordu ve sıcacık evlerinde, sıcacık götlerinin üzerinde yayılanlar hakkında iç açıcı şeyler düşünmüyordu kendisinin de bir zamanlar öyle olduğunu unutarak.
What a wonderful world
Tüm dünya kocaman. Ayaklarımın altında ve tüm dünya dönüyor. Her zamankinden farklı bu sefer. Bu sefer, başka bir şey var. Ben yatıyorum ve dünya dönüyor.
Benim tüm evrenin merkezi! Ve her şey dönüyor. Ne aşağısı var ne de yukarısı. Sadece yuvarlanıyorum, yuvarlanıyoruz.
Tüm benliğimle inkar ettiğim tanrının iliklerine kadar hissettiğini anlıyorum sanırım. İliklerimde...
October 2010
3 posts
Sevgili Günlük
Günlerden bugün (ki tarih verecek olursam saatim ayın 26’sını gösteriyor. Ama ne kadar doğrudur bilemem zira saatim bozuk olmasına rağmen günde iki kere değil bir kere bile doğruyu gösteremiyor) pek bir şey yaşamadım. Ama madem tarihe bir not düşmek peşindeyim bir kaç söz yazsam iyi olur diye düşünüyorum.
Sabah, her zamanki gibi yeni güne güzel başladım ve hatıralarımla birlikte...
Farkedişim benim olsun.
Yıkımın ve yok oluşun tam ortasında anlamıştı kim olduğunu. Tüm dünya dümdüz olmuştu ve soğuktu. Dumanlar tütüyordu her yerde. Kimse kalkmıyordu yattığı çamur, kan ve bokun üzerinden.
Adam, benliğinin çığlıklarını duyuyordu kalp atışı gibi kulaklarında. Yankılarını duyabilecek kadar yalnızdı yeryüzünde.
Sessiz, dumanlıydı her şey gibi içindeki son ruh parçaları da. Tıpkı yeni...
Self Destruction #Sayısını Unuttum Valla
Telefonum bozuldu. Ekranı bana küstü resmen. Hiçbir bok göstermiyor. Göstermesin amına koyduğumun ekranı. Tek işi bile rast gitmeyen bir insanım ben. Bu tip olaylar sinirimi bozuyor. Sevgi kelebekleri sözüm size: SİKERİM. Hatta şahane bir resim reblog etmiştim birisinden. Duruyor. Arayan bulur çünkü arayan mevlasını da bulurmuş, mevlasını da. Ha mevla yok o ayrı. Genetik olarak babamdan bana...
September 2010
2 posts
Şemsiye Serisi: Part4 (I'm still a dog of Queen.)
Yine söylüyorum ki şemsiyeler biz aciz insanlar üzerinde söz hakkına, hadi söz hakkı olmadı en azından karar verme hakkına kesinlikle sahipler. Hatta bu yadsınamaz. Neden? Part3‘te sizleri aydınlatmıştım. Okuduysanız eğer, devam ediyorum. Ortalığın gavur amı gibi yandığı bir gün düşünün. (gün diyince aklıma kekler, börekler, pastalar gelir hep.) Ve gözünüzün önüne o parlak,...
Semsiye serisi: Part3 (Britanya'nın Köpegi Mode:...
Öncelikle okunması elzem postların linkini vereyim: Part1 ve Part2
Şemsiye serisi: Part3 (Britanya’nın Köpeği Mode: ON)
Şemsiyelerin üzerimizde söz sahibi olduğundan bahsetmiştim zaten. Bu yadsınamaz bir gerçek. Hatta garipseyenin suratına daha ne olduğunu anlamadan, sinsice bir adet Osmanlı Tokadı indirirler. Affetmezler. O derece önemli yani. Fakat konumuz ne bu tokat, ne de bu...
August 2010
5 posts
Şemsiye Serisi: Part2 (I'm a dog from Britain)
Şemsiyelerin beni etkilediklerini söylemiştim. Şemsiyelerden etkileniyorum çünkü hiçbir zaman bir şemsiyeye sahip olamazsınız. Bu insanoğlunun genetik yapısında olan bir şey değil çünkü. Doğamızda yok. Ancak ve ancak (mantık adlı konuya geri dönüş. <=> ) bir şemsiye isterse size kendini kullanmanıza izin verir ve elbette bu tamamiyle (tabi istisnalar yok değil) sonsuza kadar sürecek...
Şemsiye Serisi: Part1 (Britanya'nın köpeğiyim ya...
Hayatta bizleri derinden etkileyen bazı şeyler vardır hepinizin bildiği gibi. Örneğin doğadaki düzen (ya da kaos kimilerine göre.) Pek çoğunuzun aksine beni etkileyen şey yağmurlu veya tam zıttı, alabildiğine güneşli bir günde ortaya çıkan şemsiyeler olmuştur şu güne kadar. Etkilemeye de devam etmekte hala. Donumuzun bile ıslandığı yağmurlarda veyahut yine donumuzun ıslandığı ama gavur amı...
Mutluluk cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır.
Sevişelim mi?
Zamanın kıçı
Merhaba.
Zamanı keşfediyorum ben. Henüz yeniyim ama olsun alışırım yavaş yavaş. “Ne yaparak keşfediyorsun?” diybilirsin elbette hatta demekle kalmaz bu soruyu bana yöneltebilirsin bile ve benim cevabım “Hiçbir şey…” den öteye gidemez; çünkü bir şeyler yapmadan keşfediyorum zamanı ya da öyle sanıyorum, kandırılıyorum belki de ha? Ne dersin? tıpkı Truman...
July 2010
3 posts
Sosyal Çıkarımlarımla Varım Çünkü Sosyal Çıkarımım
İnsanlar kendilerini çok önemli sanıyorlar ki bu literatürde ergenlik diye geçer. Halk arasında bir düşünce vardır (daha sonra proleteryadan burjuvaziye de sıçramıştır bu elektron sıçramaları, ya da tam tersi.) ki o da bazılarının bu pis ve sancılı ergenlikten kurtulduğudur. Rivayet olunur ki bu bilgi sadece istihareye yatan çok okumuş veya muadili kadar çok gezmiş abdal olmayanlara malum...
Hastane
Gittim. “Sıç.” dediler. Sıçamadım. Geri gönderdiler.
Self Destruction #Bilmem Kaç
Şimdi ben ne zamandır bakamıyorum buraya. Ne zamandır dediğim de işte yaklaşık üç hafta falan. Bu üç hafta boyunca aslında güzel yazılar yazacaktım ben bu işler için ayırdığım defterime. Ama kalem bulamamak nelere kadir işte. Böyle yazmaya yazmaya hamladığımı düşünüyorum. Artık kalemim var. Kalemi elime almanın vaktinin geldiğini düşünüyorum. Sıkıldım. Sıcak.
June 2010
2 posts
Orman
Gözümü kocaman bir ağacın gölgesinde açtım. Kapkalın dalları vardı kendi başına en az yüz yıllık bir ağaç olabilecek kadar kalın. Etrafıma şöyle bir baktığımda en büyük ve haliyle en yaşlı ağaç da(böyle mi yazılmalı “da”?) buydu belki. Bir tepedeydim. Ağaç da tepedeydi. Tepenin en üstündeydik ağaç ve ben. Ağaca tekrar baktım ve tekrar hayrete düştüm tıpkı biraz önce size anlatırken...
When the last day come all shall stop talking and drink that mighty Ice Tea...
– The Holy Bible of Mangoism (Mangolonius 13:5-32)
May 2010
6 posts
Bütün günlerin tam sığdığı günlük
Bugün siyah bir boğa gördüm sahilin oralarda. Bir kız vardı yanında. Hemen hemen aynı boydaydılar. Kocaman yuvarlak gözleri vardı ikisininde. Onlarla yürüdüm. Beni zaten bildiğim yerlerde dolaştırdılar. Oysa ben yeni yerler, yeni insanlar görmek istiyordum. Hatta yeni bir hayat bile olabilir. Niye olmasın? Anlayacağınız keşfetmeyi severim. Tanıdığım insanları, şöyle diyelim; tanıdığımı sandığım...
Geceleri Gelen Güzellik
Geceleri seviyorum. Hepsi sakin ve hepsi sessiz. Mutlu. Huzur var gecede. Karanlığında bir dinginlik var engin denizlerin durgunluğunu taşıyor üstünde. Geceyi dinlemeyi seviyorum. Tıpkı geceyi izlemeyi sevdiğim gibi. Hatta geceyi, geceleri bütün duyu organlarımla algılamak isterdim. Ona dokunmak, tatmak isterdim. Çünkü geceleri beni mutlu ediyor. Geceler huzurlu olmamı sağlıyor. Bir gece bana...
Facebook, self portre yeteneğini geliştirmek için icat edilmiş bir oyuncaktır.
– My very own arse.