Şemsiye Serisi: Part4 (I’m still a dog of Queen.)
Yine söylüyorum ki şemsiyeler biz aciz insanlar üzerinde söz hakkına, hadi söz hakkı olmadı en azından karar verme hakkına kesinlikle sahipler. Hatta bu yadsınamaz. Neden? Part3‘te sizleri aydınlatmıştım. Okuduysanız eğer, devam ediyorum.
Ortalığın gavur amı gibi yandığı bir gün düşünün. (gün diyince aklıma kekler, börekler, pastalar gelir hep.) Ve gözünüzün önüne o parlak, ışıltılı, e biraz da eskimiş şemsiyenizi getirin. Şimdi bu ikisini aynı düşünür müsünüz? O sıcak günde ortaya çıkan ulu bir şemsiye. Şahane değil mi? Kaybedemezsiniz o şemsiyeyi. Ne olursa olsun o şemsiye yine yine ve tabii ki yine karşınıza çıkacaktır. Yer veyahut zaman hiç önemli değildir bir şemsiye için. Bunu aklınızın köşesine bir yere yontarak yazmanız nöroşirürji uzmanları tarafından tavsiye olunur. Evet evet, olunur. İngiltere’deki yağmurlarda (Britanya köpeği!) hatta Amazonlar’daki yağmurlarda bile karşınızda olacaktır o şemsiye. Bunun sebebi gayet basit. Çok basit. Yine de bir o kadar gizli. Hatta o kadar gizli ki benimle mezara, oradan da Hades’in yanına, orası da olmazsa Valhalla’ya (Vallaha mı?) gidecek olan bir bilgi bu. Gavurun “top secret” dediği şey işte. (Ortalığı Gnostizm kokuttum.) Söyleyemem anlayacağınız bu bilgiyi. Ya da en azından söylememeliyim. Tanrıların bizlere bahşettiği bu bilgi siz ölümlülerle de paylaşılmalı en nihayetinde. (Prometheus büyük adamdı.)