Çıkışı gösterin!

     Günışığının ulaşamadığı belki de ulaşmaktan çelindiği bir yerdeyim. Gündüzler karanlık. Geceleri ise kutsayan tek şey: Ay. Işığyla her yeri yıkayan ay.


     Bir yol olduğunu ne görüyorum ne de düşünüyorum. Burada herkes kendi yolunu ya kendi açıyor ya da sadece duruyor. İkisinin de sonucu aynı. İkisi de bir yere varmıyor.


     Güvenebileceğin tek kişi kendinken insanın şüphelerden şüphelere koşması neden? Ve eğer bir aynanın karşısına dikildiysem ben, hangimizin gerçek olduğundan nasıl emin olabilirim ki? Nasıl? Bir fikrin var mı yabancı? Yok! Olsa bile bunun loş ışıkta bir anlamı yok.


     Yapabileceğin en fazla kanatlarını çırpıp süzülmek. Ama bu seni bir yere götürmez ya da beni. Ne yükselir ne de alçalırsın. Bir yer yok çünkü. Her yer sobe. Burası en ücre köşelerden biri ya da onların hepsi ve sen güzel dostum burada olmamalısın. Eğer buradaysan ve döndüğünde bir işe yaramak istiyorsan tek yapman gereken bir avuç ayışığı sunmak geldiğin tarafa. Kuzey mi güney mi sen karar ver istersen.


     Burada güneş yok. Umut yok. Acı yok. Sessizlik ve bilinmezliğin hükmü altında tek burjuvalar bilinemezciler.


     Ay karanlık yüzünü gösterdiğinde tüm aynalar kırılır ey insan! Hepiniz ve/veya hepimiz burada çürüyeceğiz bunun tartışması bile olmaz kadim dostum. Kimimiz suretiyle beraber gömülecek kimisi var olanı bile kaybetmiş olacak.


     Sen ise bana şu an veya geçmişte veya gelecek bir zaman zarfı içinde rüzgarın, ama herhangi bir rüzgarın değil, esen bu rüzgarın ne kadar tatlı olduğundan dem vuruyorsun eski ve yaşlı dostum. Rüzgar olmaz burada. Fırtınalar kopar eğer gerekli görülürse. Ardından da sessizlik yükselir eskiden otların bittiği yerden. Ne çayır ne de çimen gördü bu gözler ne de üstlerinde bir patika. Çizilen halkaların, çemberlerin haddini ve hesabını şu karanlık, kör kuyunun başındaki adam tutmakta. Dikkatli bakarsan görürsün.


     Dedim ya bu kuyu zifiri karanlık. Ne sen ne ben ne de aramızdaki ayna gerçek.