Bütün günlerin tam sığdığı günlük

   Bugün siyah bir boğa gördüm sahilin oralarda. Bir kız vardı yanında. Hemen hemen aynı boydaydılar. Kocaman yuvarlak gözleri vardı ikisininde. Onlarla yürüdüm. Beni zaten bildiğim yerlerde dolaştırdılar. Oysa ben yeni yerler, yeni insanlar görmek istiyordum. Hatta yeni bir hayat bile olabilir. Niye olmasın? Anlayacağınız keşfetmeyi severim. Tanıdığım insanları, şöyle diyelim; tanıdığımı sandığım insanları, diğer yönleriyle de bilmek isterim. Onların kişiliklerini keşfetmeye çalışırım. Bazısı var ki izin vermez. Bazısı geçen haftadan beri razıdır. Israr eder. Ben Nirvana dinlerim. Ulaşırım belki ümidiyle. İnsanlar ise bakmaz bana. Umursamazlar tıpkı benim onları umursamadığım gibi beni. Biraz önceki cümleden “Hiçbiriniz sikimde değilsiniz.” tadında, misler gibi ergenlik kokan cümlem için özür dilerim. Aslında umursuyorum. Hatta baya bir. Ama tanıdığım insanların bir kısmından daha az. Bazısından daha fazla. Boğa diyorduk. Boğa güzeldi. Siyahtı demiştim ya hani. Kırmızı üzerine siyah şekillerdi o. Rus kökenliydi bir de. Yani adı en azından öyleydi. Yanındaki kız da normal bir insandı. Ten rengi bir vücuda sahip, adını kestiremediğim renklerden oluşan(kestane? kahverengi? sarımsı hede?) birisiydi. İkisi birlikte eh tabi biraz da Apollo’nun yardımıyla müthiş bir ikili oluşturuyorlardı.

   Sonra eve gittim. Gözümü açtım.