Zamanın kıçı

   Merhaba. 

   Zamanı keşfediyorum ben. Henüz yeniyim ama olsun alışırım yavaş yavaş. “Ne yaparak keşfediyorsun?” diybilirsin elbette hatta demekle kalmaz bu soruyu bana yöneltebilirsin bile ve benim cevabım “Hiçbir şey…” den öteye gidemez; çünkü bir şeyler yapmadan keşfediyorum zamanı ya da öyle sanıyorum, kandırılıyorum belki de ha? Ne dersin? tıpkı Truman gibi. 

   Artık ne yapacağımı biliyorum, ne yapmam gerektiğini de ama neler olacağını kestiremiyorum dah önceden ya da yine kendimden kuşku duyarak şöyle söyleyeyim: neler olacağını bilmek istemiyorum. “Carpe diem!” derler ya onun çok fena çarğıtılmış hali gibi geliyor ruh halim ve isteklerim var sonsuza gitmiş, görmüş, yenmiş, sıkılmış ve geri gelmiş. İşte onlar ele geçiriyor iplerimi ve tepeden bakıyor bana. 

   Dediğim gibi zamanın belli bir aralığındayım ve yoluma pür dikkat devam ediyorum ama bazı sorunlarım var senin bilmediğin. Ben biliyorum yine de seninkileri. Kafama takılan tek ve yalnızca bir soru var. Tabii ki cevabı 42 (yazıyla: kırk iki) değil. Göz pınarlarımdaki aktiviteyi arttırmak için etil alkolden başka bir çözüm yok mu şu kocaman ve aynı ölçekte göt kadar dünyada?